Kanser insanlığın başlangıcından beri varolan bir hastalık. Kanser'in modern tedavisinde ilk adımlar ikinci dünya harbinden
sonra atılmış. Kanser'in tedavisinde ilaçların başarılı bir biçimde kullanılmaya başlanması 1970'leri buluyor. Kanser'in ilaçlarla
tedavi edilmesine kemoterapi, bu ilaçlara da kemoterapi ilaçları deniyor. Kanser'in tedavisinde ilaç tedavisinin kullanılmasının en
önemli nedeni kanser hastalığının genelde sistemik bir hastalık (yani vücudun birçok organını etkileyen bir hastalık) olması.
Kanser tedavisinde rolü olan üç tedavi yöntemi (cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi) arasında bütün vücuda etki edebilen tek
tedavi yöntemi ilaç tedavisi yani kemoterapi.
Kemoterapide kullanılan ilaçların ortak özelliği bu ilaçların bölünme/büyüme hızı yüksek olan hücrelere zarar vermesi. Kanserli
hücre genelde büyüme hızı çok yüksek olan hücre olduğundan bu ilaçlardan zarar görmekte. Bu ilaçlar aynı zamanda vücudun
bölünme hızı yüksek olan normal hücrelerini de etkiliyor. Bunun sonucunda kemoterapi ilaçlarının sık rastlanan yan etkileri
ortaya çıkabiliyor: bulantı, kan sayımlarında düşme, saç kaybı, vs. Kanserli hücre ile normal hücreler arasında en önemli
farklardan biri normal hücrelerin kendilerini tamir edebilmeleri ve buna karşın kanserli hücrenin kendini tam anlamıyla tamir
edememesi . Normal hücreler iki-üç hafta içinde kemoterapinin etkilerinden kurtulabiliyor iken, kanserli hücreler bunu
başaramıyorlar ve arka arkaya yapılan kemoterapiler sonunda ölebiliyorlar.
Kemoterapi bazı kanserlerde (örneğin lenf bezi kanserleri, meme ve yumurtalık kanserlerı vb) tek başına iyileştirici olabilmekle
birlikte bazı durumlarda kanserli hücre kemoterapi ilacına direnç kazanmakta ya hemen ya da bir süre sonra hastalık tekrar
belirgin hale gelmekte. Bunun iki önemli nedeni var:
1.Kanserli hücrelerin kemoterapi ilacına karşı direnç kazanması
2.İlaçlar normal hücreleri de etkilediklerinden tüm kanserli hücrelerin hepsini yok etmek için yüksek dozda verilememesi
Son yıllarda kemoterapi ilaçlarında ve uygulamalarında önemli gelişmeler olmakta. Hem daha etkili olabilen yeni ilaçlar tedaviye
girmekte (örneğin taxol, gemcitabine), hem kemoterapinin yan etkileri yeni destekleyici ilaçlar sayesinde azaltılmakta ( örneğin
bulantı için zofran veya kytril; kan sayımları - lökosit düşüklüğü- için lüzum görülen hastalarda neupogen), hem ilaç direncine
karşı yeni tedaviler araştırılmakta (örneğin MDR modulatörleri, DNA zararını arttırıcı ilaçlar gibi), hem de kanser tedavisinde
sadece kanserli hücreleri etkileyen ve normal hücrelere zarar vermeyen yeni ilaçlar (örneğin kan kanserinin bazı türlerinde
kullanılan cordycepin isimli ilaç) geliştirilmekte.
Kanseri daha etkili tedavi edebilmek için kemoterapiye ek olarak kanserin nedenine veya mekanizmasına yöneltilmiş ilaçlara
ihtiyacımız var. Önümüzdeki yıllarda kanser tedavisinde en etkili tedavi şekillerini bu tür tedaviler oluşturacak. Bu tedavilerin bir
kısmı deneme safhasında olmakla birlikte bir kısmı halen insanlar üzerinde kullanılmakta ve önümüzdeki 5 yıl içinde bunların
birçoğunu rutin olarak kullanma imkanına sahip olacağız. Bu yeni tedavilerin başlıcaları şunlardır:
1.Damar yapımını önleyen ilaçlar (Angiogenesis inhibitors):
Kanserli hücrelerin büyüyüp çoğalması kan dolaşımından oksijen ve besin almalarına bağlı. Bu maksatla kanserli hücreler
birtakım maddeler salgılayarak kendi kılcal damarlarını oluşturuyorlar. Bir süre sonra yine bu kılcal damarlar vasıtası ile
kanserli hücreler kan dolaşımına geçerek diğer organlara ulaşmakta ve ¨metastaz¨ yapmaktalar. Yapılan deneyler göstermiştir
ki eğer kanserli hücrelerin kılcal damar yapmaları önlenebilirse kanserli hücre ne çoğalabiliyor ne de metastaz yapabiliyor. Son
yılların en önemli buluşlarından biri kanserli hücrelerin kılcal damar oluşturmalarını engelleyen bir gurup maddenin keşfi ve
bunlara benzer aynı işlevi görebilecek diğer maddelerin yaratılmasıdır. Sayıları onu aşan bu özellikte bircok madde
(angiogenesis inhibitorleri) bu günlerde insanlar üzerinde denenmekte. Umulan o ki önümüzdeki 2-3 sene içinde bu maddeler kanser
tedavisinde rutin olarak kullanılmaya başlanacaklar. Bu sayede kanserli hücreler yok olmasalar bile ne büyüyebilecekler ne de
metastaz yapabilecekler. Bu şekilde vücutta kanser mevcut olsalar bile bize bir zararı olamayacak. Bu ilaçların yardımyla
kanserle birlikte sağlıklı olarak yaşamamız mümkün olabilecek.
2. Bağışıklık Sistemi ile ilgili tedaviler:
Kanser tedavisinde insanın kendi bağışıklık sisteminin kullanılması tarihte belki de kemoterapiden bile önce kullanılmış bir
yöntem. Bağışıklık sisteminin sırları biraz da AIDS araştırmalarının katkısı ile hızlı bir biçimde çözülmesi ile son yıllarda
öğrenilenler kanser tedavisinde de kullanılmaya başlandı. Halen günümüzde böbrek kanserinin ve melanom denen cilt kanseri
tedavisinde bağışıklık sistemini güçlendiren interferon ve interleukin gibi maddeler günümüzde başarı ile kullanılmakta.
Bağışıklık maddeleri olan antikorların tek başına veya radyoaktif maddeler ile birlikte kullanılması ile kanser tedavisinde
¨güdümlü mermiler¨ devri başladı. Bu devrin ilk ürünleri günümüzde bazı lenf bezi kanserlerinde başarı ile uygulanmakta.Yeni
ürünler önümüzdeki yıllarda diğer kanser türlerinde (örneğim kalın barsak kanseri) değişik safhalarda kullanıma girecek.
3. Kanser Aşıları:
Bir bakıma bağışıklık sistemi ile ilgili olmakla birlikte kanser aşıları son zamanlarda ilerleyen araştırmaların da yardımıyla
kanser tedavisinde kendi başlarına önamli bir gelişmeyi oluşturmaktalar. Kanserli hücreler üzerinde olup da normal hücrelerde
bulunmayan bazı maddelerin keşfi bu konuda atılmış ilk adımlar oldu. Bu maddelere karşı seçici olarak bağışıklık sisteminini
uyararak kanserli dokunun vücuddan reddedilebileceği deneysel olarak gösterildi. Bunu takiben insan çalışmaları halen sürmekte.
Önümüzdeki beş yıl içinde özellikle erken safhalarda kanserin geri gelmesine mani olmak için (adjuvan tedavi) bu aşıların
kullanılacağını beklemekteyiz.
4. Kanserli hücreyi normal hücreye dönüştüren ilaçlar:
Kanserli hücrenin normal hücreye ilaçla dönüşebileceği ilk olarak bir tip kan kanserinde (akut promyelositik lösemi'de kullanılan all
trans retinoic acid) bundan bir süre önce gösterildi. Bu tür ilaçlarla yapılan çalışmalar diğer kanser tiplerinde denenmekte ve bu
dönüştürücü maddelerin niteliği ve sayıları arttırılması ile yakın gelecekte sık rastlanan kanserlerde de bu tür maddelerden
yararlanabilmenin mümkün olabileceği düşünülmektedir.
5. Gen tedavisi:
Kanser aslında hücrede bulunan genlerin bir nedenle görevlerini yapmamaları sonucunda oluşan bir hastalık. Hücrede iki grup
gen önemli rol oynuyor. Bir grup gen hücreye büyüyüp bölünmesi gerektiğini söylüyor. Diğer bir grup gen de artık büyümenin
yeterli olduğunu ve hücrenin büyümesini durdurarak kendi işlevini yerine getirmesini söylüyor. Kanser büyük ölçüde bu iki grup gen
arasında dengesizlikten oluyor. Büyümeyi söyleyen genler gerektiğinden fazla çalışırlarsa veya büyümeyi frenleyen genler
gerekenden az çalışırsa veya herhangi bir nedenden ötürü bozulursa o zaman hücre devamlı bölünüp büyüyor yani kanserli hücre
haline geliyor. Kanser'de gen tedavisinin amacı bozulan bu dengeyi yerine koymak yani çok çalışarak kanserleşmeyi oluşturan
genleri durdurmak veya çalışmayarak kanserleşmeye engel olmayan genleri tekrar çalışır hale getirmek. Kanseri durduran
genlerden en önemlisi P53 dediğimiz gen. Bu gen çalışmadığı takdirde birçok kanserin oluşumunda önemli bir rol oynuyor
(sigaranın kanser yapmasının en önemli mekanizmalarından biri dumandaki maddelerin P53'ü çalışmaz hale getirmeleri).
Deneysel olarak kanserli hücrenin içine bozuk olan P53'ün yenisi konduğunda hücrenin kanserleşmesinin durduğu gösterildi. Bunun
üzerine A.B.D.'de araştırmacılar akciğer kanserli 9 hastanın kanserli dokularının içine sağlam olan P53'ü verdiler ve 8 hastada
kanserlerin neredeyse kaybolduğu gösterildi. Şimdi araştırmacıların önündeki en önemli engel sağlam olan P53'ün kanserin
yayıldığı tüm dokulara ulaştırılabilmesi. Bu konuda çalışmalar sürmekte ve insana zararı olmayacak grip virusuna benzer
viruslar kullanılarak bu tedavinin başarılı olabileceği düşünülmekte.
Sonuç olarak önümüzdeki yıllarda kanser tedavisinde yeni, etkili ve yan etkisi az tedavileri kullanmayı umud ediyoruz. Bu tedaviler
büyük bir olasılıkla kendi başlarına kansere çözüm olamayacaklar. Kanser bir mikrobik hastalık gibi nispeten basit bir olay değil.
Kesin tedavi için kemoterapi de dahil olmak tüm bu tedavileri belli bir sırada veya birlikte kullanmamız gerekecek. Belki de
kanseri mutlak yok etmek yerine onu kontrol edip birlikte yaşamayı öğreneceğiz.
Kanser ve Insan
Dr. Süalp Tansan
Assistant Professor (adj.)
Dr. Süalp Tansan
Son bir yıl içinde özellikle iki ana konuda önemli gelişmeler yaşandı. Birincisi adjuvant tedavi, yani ameliyat sonrasında hastalık geri gelmesin diye - sigorta mahiyetinde- yapılan tedavilerin onkolojide devrim yaratıcı nitelikteki olumlu sonuçları oldu. Adjuvan tedavilerin yararları akciğer, meme ve kolon kanserlerinde yeniden tanımlandı. İkinci önemli gelişme hedefe yönelik tedaviler konusunda yapılan araştırmaların birden fazla hedefe yönelik ilacın çok önemli hastalıkların seyrini olumlu şekilde değiştirdiğinin gösterilmesi oldu.
Kanser Tedavisindeki Çok Önemli Gelişmeler
1. Trastuzumab (Herceptin)’un Erken Evre Meme Kanserinde Rolü :
Trastuzumab daha önceki yazılarımda bahsettiğim gibi meme kanseri hücreleri üstünde bulunan her-2 (c-erb B2) onkojenine bağlanan bir monoklonal antikor. Bu onkojen tüm meme kanseri vakalarının %30’unda bulunan bir nevi beslenme ağızcığı. Patoloji’de meme kanseri blokları üstünde immun boyama veya FISH yöntemi ile varlığı belirleniyor. Her-2 pozitif olan kanserler genellikle daha agresif olan, metastaz kapasitesi yüksek ve standart kemoterapiye dirençli olabilen tümörler. Trastuzumab gerek tek başına gerekse kemoterapi ile beraber bu tümörlerde olağanüstü etki gösterebiliyor. Zaten bu yüzden son bir iki senede metastatik olup her-2 pozitif olan tümörlerde, trastuzumab tedavinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmişti. Son bir yılda iki önemli ve büyük araştırma trastuzumab’ın erken evre (her-2 pozitif) meme kanserlerinde kemoterapiye eklendiğinde sadece kemoterapi alan hastalara kıyasla kanserin geri gelme riskini yarı yarıya azalttığı ortaya çıktı !! Bu nedenle artık her-2 pozitif ve yüksek risk (lenf bezi pozitif veya lenf bezi negative olup olumsuz özellikleri olan) meme kanserlerinde adjuvant tedavinin vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Tek problem, trastuzumab alan hastalarda %3 oranında artmış bir kalp yetmezliği riski olması (ki bu da genellikle yaşlı kalp hastası veya kontrolsuz hipertansiyonu olan hastalarda görülüyor). Bundan sonra meme kanserinde ameliyat olan her hastada östrojen ve progesterone reseptör tayinine ek olarak tümörde mutlaka her-2 durumunun belirlenmesi en baştan gerekli olacak. Tedavi biçimine de buna göre karar verilmeli ve tercihen en yakın zamanda ülkemizde erken ever meme kanseri tedavisinde trastuzumab’ın yararın tanınıp ilacın bu endikasyon için de sağlanmasının yollarının bulunması gerektiğini düşünüyorum (Şu anda sadece metastatik hastalar için devlet trastuzumab sağlıyor).
Meme Kanserinde Diğer Önemli Gelişmeler:
· Beslenmede yağ oranının düşürülmesi ve düzenli egzersiz – her ikisi de bağımsız olarak, erken ever meme kanserinde hastalığın geri gelme riskini %25-50 oranında düşürebiliyor
· Aromatoz inhibitörleri erken evre meme kanserinde hastalığın geri gelme riskini tamoxifene kıyasla daha çok düşürüyor
· 50 yaş altı kadınlarda dijital mamografi standart mamografiye oranla meme kanserini daha kesin bulabiliyor
2. Kemoterapi’nin Erken Evre Akciğer Kanser’indeki Rolü
Senelerdir kemoterapinin erken ever akciğer kanserinde yararlı bir rolü gösterilememişti. Erken Evre akciğer kanserleri daha önce de bahsettiğim gibi geri gelme riski yüksek olan kanserler. Son bir senede sonuçları açıklanan çok önemlive büyük bir araştırma erken ever akciğer kanserlerinde adjuvant kemoterapinin ameliyat sonrası hastalığın geri gelme riskini %40 azalttığı gösterildi ki bu geri gelme riski yüksek olan bu hastalıkta devrim özelliği taşıyan bir sonuç olarak algılanmalı. Bu da demek ki akciğer kanseri teşhisi olan her hasta mutlaka Medikal Onkoloji uzmanına danışmalı ve kemoterapiden yarar görüp göremeyeceğini öğrenmeli.
Akciğer Kanserinde Diğer Önemli Gelişme
· Metastatik akciğer kanserinde Bevacizumab- Avastin (damarlanmayı önleyen bir monoklonal antikor) kemoterapiye eklendiğinde surviyi (yaşamı) önemli ölçüde uzatabiliyor. Bu ilaç metastatik akciğer kanserlerinde (küçük hücreli dışı) epidermoid kanser dışında tüm türlerinde kullanılabiliyor (bu da tüm hastaların üçte ikisi demek). Bevacizumab (Avastin) ‘in Şubat 2006 sonunda Türkiye’de piyasaya çıkması bekleniyor.
3. Oxaliplatin’in Kolon Kanserindeki Rolü
Oxaliplatin kanser tedavisinde kullanılan üçüncü jenerasyon platin grubu bir ilaç. Daha once yapılan çalışmalarda oxaliplatinin standart kemoterapiye eklenmesinin hastaların ömrünü uzattığı ve tedavinin başarı şansını arttırdığı gösterildi. Son yılda iki önemli çalışma erken evre kolon kanserinde (Evre II-III) oxaliplatin’in kemoterapiye eklenmesinin (FOLFOX tedavisi) kanserin geri gelme riskini %21-24 oranında azalttığını gösterdi. Bu da demek ki kolon kanserinden ameliyat olan her hasta doktoruna ameliyat sonrası oxaliplatin içeren bir tedaviden yarar görüp görmeyeceğini sormalı.
Kolon Kanserinde Diğer Önemli Gelişme
· Metastatik kolon kanserinde Bevacizumab (Avastin) kemoterapiye eklendiğinde sadece kemoterapi alanlara kıyasla hastanın ömrünü ve tedaviye cevap verme olasılığını önemli ölçüde arttırıyor. Metastatik kolon kanseri tedavisi alan tüm hastalar doktorlarına Bevacizumab tedavisinden yarar görüp görmeyecekleri konusunda mutlaka danışmalılar.
Bunların dışında birçok hastalıkta ufak da olsa gelişmeler yaşanmakta. Görünen o ki hedefe yönelik ilaçların sayısının ve cinsinin artması ile beraber kanser tedavisinde yeni bir çığır açılmakta.
Önümüzeki günlerde umarım daha birçok yeni ve etkili tedavilerimiz olacak ve bunlar sayesinde kanserli hastalarımız daha uzun ve daha sağlıklı yaşama şansı ve iyileşme şansı bulacaklar.
Dr. Süalp Tansan |
Son 5 Yazı
Akciğer Kanserinde Yeni Gelişmeler
Meme Kanseri- Birinci Bölüm
Kanser ve İnsan
Kanser Tedavisinde Yeni Gelişmeler
|